Pts

17

Zaman ne de çabuk geçiyor

17 Kas 2008, 10:00 | RuzgarGulu | henüz yorum yok

Zaman ne de çabuk geçiyor

      80′li yıllardan unutulmaz görüntüler, resimler, fotoğraflar, reklamlar, diziler, 80′li yıllarda popüler olan şeylerle zamanda hoş bir yolculuk…

80'li yıllardan görüntüler, resimler, fotoğraflar, reklamlar

 

80'li yıllardan görüntüler, resimler, fotoğraflar, reklamlar

 

80'li yıllardan görüntüler, resimler, fotoğraflar, reklamlar

 

80'li yıllardan görüntüler, resimler, fotoğraflar, reklamlar

 

80'li yıllardan görüntüler, resimler, fotoğraflar, reklamlar

 

80'li yıllardan görüntüler, resimler, fotoğraflar, reklamlar

Tags: , , , ,

Pts

17

Komik diyaloglar

17 Kas 2008, 09:59 | RuzgarGulu | henüz yorum yok

Komik diyaloglar

Shrek:
Komik diyaloglar       Shrek’in fragmanlarını gösteren bir televizyon kanalında, el ele tutuşmuş Shrek ve Fiona’yı gören annem, ‘Bunlar Süleyman ve Nazmiye Demirel çifti mi?’ diye sordu! Seçememiş gözleri o mesafeden.

Annem!
      ‘Bu taraf bitti.’ diye CD’yi arkasına çeviren ve sonra da ‘CD çalar çalışmıyor!’ diye feryat eden anneme alkış az geliyor!

Modem
      Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneannem ‘Bu ne?’ diye sordu. Ben de kolay anlasın diye ‘Hani benim bilgisayarım var ya onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu zorunlu.’ diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni; ‘Yani modem bu’ dedi ve konu kapandı…

Yaz Okulu
      Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversite öğrencisine gelsin. Bu yaratıcılığa şapka çıkartılır.

Beyin göçü
      Tikky olduğu her halinden belli olan kızımız Beşiktaş-Taksim midibüsünde yanındaki arkadaşına dert yanmaktadır. ”Şekerim dördüncü kez girdim ÖSS’ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika’ya o olucak. Böyle böyle beyin göçü oluyor işteeaa!” Sen git, masrafları ben karşılıyorum.

Alman yazar
      Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa dönüp ‘Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır’ diyen hocaya, ‘Niye, kağıt bulamamış mı?’ cevabını veren arkadaşa gönderelim.

Düz mantık
      Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında ”Bu ev kiralıktır” yazılı bir evin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka evin camında ”Bu da” yazısını görürseniz bilin ki Trabzon’dasınız.

İngilizce yazılısı
      Bir alkış da İngilizce sınavında ‘Nice ……..’ şeklindeki boşluğu ‘Nice mutlu yıllara!’ şeklinde dolduran, dahi mi aptal mı olduğunu henüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.

Hügo’lar Beşledi
      Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli olarak okurken V. Hugo’ya ‘Beşinci Hugo’ diyen arkadaşımıza gelsin.n.n.n.

Ne zaman?
      Kardeşim karne almıştı. Fakat birçok zayıf notu vardı. Annem, babamla beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu; ‘Sakın çocuğun moralini bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin.’ Uyarılar özellikle babama yönelikti; ‘Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma.’ Babam daha fazla dayanamadı ve sordu; ‘Karne için ne zaman özür dileyeceğiz?’

Havale
      Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor: ‘Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?’ Teyzem cevap veriyor: ‘Bu paranın hayrını görme İnşallah yazalım.’

Lamba
      Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettirecek anons: ‘Bacım o geçtiğin gece lambası değildi, çek sağa.’

Hacim nedir?
      Öğretmen bir arkadaşımdan naklen; 5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2. sorusu: ‘Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız.’ Öğrencimizden gelen cevap: ‘Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim?’

Asabi Polis
      Hareketli bir Bağdat Caddesi akşamında, polis abilerimiz rutin olduğu üzere devriye gezmektedir. Işıklarda müşteri bekleyen taksiye yaklaşılır ve; ”Ticari, bekleme yapma, devam et.” anonsu yapılır. Camdan eliyle ‘1 saniye’ işareti yapan taksiciye, ikinci ve çok manidar anons gelir ardından; ”Ticari, benne pölümüye(benimle polemiğe) girme! Devam et dedik!”

      Kaza mahallinde elinde cep telefonuyla koşturup ‘112′nin numarası neydi?’ diye bağıran bayana,

      Birbirlerine ana avrat küfür eden iki kişinin arasına girip ikisine de birer tokat atan ve ‘Analar kutsaldır, analara küfür etmeyin, o. çocukları!!’ diyen Karadenizli ağır abiye,

      Annesine kızıp, buharlı ütünün içine işemeyi akil eden! Annesini buram buram çis kokularıyla işyerine yollayan! Annesi; ancak arkadaşları ”acayip kokuyorsun” dediğinde işi çözen anneye ve çocuğuna,

      Banyonun lambası yanmayınca elektrikler kesik zannedip yarim saat gelmesini bekleyen. Beklerken de canım sıkılmasın diye televizyon seyreden kişiye

      Ailecek televizyon izlerken üst komsu küçük oğlunu göndermiş. Çocuk anneme ”X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsınlar da, biz de dinleyelim” Biz de kırmadık, açtık. Ailecek çok iyi niyetli olduğumuzdan, televizyonları bozuk sandık. Yüksek sesten dolayı bize laf soktuklarını anlamamız çocuğun ikinci gelişinden sonra oldu. Bu olayı yasayan aileye,

      Lisedeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenimiz Aids’ in açılımını yapıyor:
(A)llaha (İ)syaneden (D)eyyuslarin (S)onu… diyen hocaya,

      BİRER ALKIŞ İSTİYORUM YAWWWW :)

Pts

17

Küçük Kadınlar’dan Hande Soral

17 Kas 2008, 09:59 | RuzgarGulu | henüz yorum yok

Küçük Kadınlar’dan Hande Soral

Küçük Kadınlar'dan Hande Soral       İzleyici olarak katıldığı ‘Komedi Dükkanı’nda keşfedilen Hande Soral ‘Küçük Kadınlar’da Armağan karakteriyle ekranlara geliyor. Psikoloji üzerine eğitim alan Soral “Oyuncular içinde onları tanıyan biri, psikoloğun olması gerekiyor. İleride bunu yapabilirim” diyor.

      İzleyici olarak gittiği “Komedi Dükkanı” programında sahneye çıkarak performansıyla yapımcının dikkatini çeken Hande Soral, bugünlerde “Küçük Kadınlar” dizisindeki Armağan karakteriyle dikkat çekiyor. İnegöl’den İstanbul’a psikoloji okumak için gelen Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümü son sınıf öğrencisi 21 yaşındaki Hande Soral “Eğlence olsun diye çıktığım sahne, hayatımın dönüm noktası oldu” dedi.

      İzleyici olarak katıldığınız “Komedi Dükkanı” programında sahneye çıktınız. Oyunculuğa adım atma hikâyenizden biraz bahseder misiniz?
      Oyunculuk hobi olarak yaptığım bir şeydi. Okula gittiğim için bir türlü bununla ilgili çalışmalara girememiştim. Yüksek lisansımı yaptıktan sonra oyunculukla ilgili bir şeyler yapmayı planlıyordum ama planlarımın dışında gelişti her şey. Oyunculuk “Komedi Dükkanı”yla tamamen tesadüfen karşıma çıktı. Sahneye birini alırlarken ben çıkmak istedim. Tamamen eğlenmek amaçlı çıkmıştım. Program bittikten sonra kapıda yapımcı beni yakaladı ve “Görüşmek istiyoruz” dedi.

‘Çocuk suçlularla çalışacağım’
      Psikoloji okuyorsunuz. Okul bittikten sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?
      Her psikoloji öğrencisi gibi ben de klinik psikoloji mastırı yapıp psikolog olmayı hayal ediyordum. Bu biraz daha şekillendi ve adli psikolojiye yöneldim. Şimdi hâlâ adli psikoloji çok ilgimi çekiyor. Bunun içi çalışmalar yapıyorum. Önümüzdeki hafta Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaya başlayacağım gönüllü olarak. Çocuk suçlularla birlikte çalışacağım. Islah evlerine girip onlarla zaman geçireceğiz. Onları tanıyacağız, oyunlar oynayacağız, kendimizi tanıyacağız. Hayallerimde hiçbir şey değişmedi. Adli psikoloji bana çok sıcak geliyor. Onun dışında oyunculukla ilgili bir eğitim de almayı düşünüyorum.

      Neden adli psikoloji bu kadar ilginizi çekiyor?
      Neden olduğunu aslında bilmiyorum ben de. Dört yıl içinde fikirleriniz şekilleniyor. Belki de her şeyin zorunu seven bir insan olduğumdandır. Bir suçluyla birlikte aynı odada kalabilmek birçok insanı korkutabilir. Geçen yıl da Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde bir projemiz vardı. Orada kronik hastalarla çalıştım ama benim aklım orada yatan adli suçlulardaydı.

‘Birbirimizin açığını kapattık’
Küçük Kadınlar'dan Hande Soral       Hem psikoloji hem oyunculuğu bir arada götüreceksiniz o zaman?
      Evet kesinlikle ikisini bir arada yapacağım. Belki de ileride ikisini birbirine entegre edip oyuncu psikoloğu olabilirim. Böyle bir düşüncem de var. Çünkü Türkiye’de oyuncu psikoloğu çok az. Mesela oyuncu psikoloğu ayrıdır. Onlara yardımcı olabilmek için onları tanımak lazım. Oyuncular içinde onları tanıyan biri psikoloğun olması gerekiyor. Ben ileride böyle bir şey yaparım.

      İlk deneyiminiz ve ilk başrolünüz. Oyunculuğa tesadüfen başlayan biri olarak zorlandınız mı?
      Zorlanmadım demek ukalalık mı olur bilmiyorum ama herkes bana çok yardımcı oldu. Hep birlikte bu işin üstesinden geldik. Hepimiz çok genç ve tecrübesizdik. Aramızda en tecrübeli Ekin Türkmen’di. İyi kotardık diye düşünüyorum. Birbirimizin açığını kapattık diye düşünüyorum.

      Dizide evin babası modeli, erkeksi tavırları olan Armağan karakterini oynuyorsunuz. Rolle ilgili bir ön çalışmanız oldu mu?
      Bugüne kadar birçok çocuk oyununda oynadım ve hepsinde erkeği oynuyordum. Neden böyle bir durum var bilmiyorum. Bende bir şey var galiba (Gülüyor) Armağan 17 yaşında. Ben de kısa bir süre önce o yaşlardan geçtim. 17 yaşında ikiz erkek ve kız kardeşim var. Kızkardeşim o geçiş dönemini Armağan gibi yaşadı. O yüzden çok şanslıyım. Kız çocuklarında ergenlik döneminde bir erkeksilik oluyor.

      Sizde mi 17 yaşınızı öyle erkeksi şekilde yaşadınız?
      Hayır bende ters oldu. Ben çok kız gibi yaşadım. Süslü püslü bir kızdım. Armağan, kurtarıcı

      Rolünüzden dolayı ne gibi tepkiler alıyorsunuz?
      Herkes çok beğendiğini söylüyor. Özellikle kız çocukları beğenilerini sunuyorlar. Büyük insanlar ise ‘Eniştenin cezasını sen vereceksin’ diyorlar. Armağan’ın dominantlığı seyirciye kurtarıcı gibi geliyor.

      Aileniz İnegöl’de burada tek yaşamakta zorlanıyor musunuz?
      Hiç zorlanmadım. Dört yıldır hiç aç kalmadım çok güzel yemek yaparım (Gülüyor). Bir evi çekip çevirmek aile olduğu zaman daha kolay oluyor. Ama ben dört yıldır ayrı yaşadığım için yemek, temizlik işlerine alıştım. Bir tek özlem oluyor. Çok özlediğim zaman onlar geliyorlar, ben gidiyorum. Bazen Yalova’da buluşup yemek yiyoruz sonra ayrılıyoruz (Gülüyor).

      Anne - babanız ‘Kızım biz seni psikoloji oku diye İstanbul’a yolladık. Oyunculuk nereden çıktı’ demediler mi?
      İkisi de tiyatro aşkımı biliyorlar. Zamanında ben çok istediğim için her haftasonu babam İnegöl’den sabahın köründe kalkıp Bursa’ya tiyatro eğitimine götürüyordu. Her zaman bana “Aklında bir şey kalmasın. Keşke” deme dedikleri için bu kararıma anlayışla yaklaştılar. Babam acımasızca her bölümden sonra eleştiriyor. Kırılacak, üzülecek diye düşünmez babam. Ne düşünüyorsa açık açık söyler.

Tags: , , ,


Aysun Kayacı ve Doğa Sülen Yazı-Tura ile karşınızda

Aysun Kayacı ve Doğa Sülen Yazı-Tura ile karşınızda       Ekranların “Sarı Şekeri” Aysun Kayacı ve BBG yarışmasından tanıdığımız Doğa Sülen, kısa bir süre önce yayınlanmaya başlanan yarışma programı “Yazı-Tura” ile izleyici karşısına çıkıyor.

      Programda “şans meleği” rolünü üstlenen Kayacı, yarışmacıya yardım edip altın dağıtmaya çalışırken Sülen, yarışmacının moral motivasyonunu kaybetmesi için tüm hünerlerini sergiliyor.

      Neden bilgi yarışması yapmak istediniz?
      Aysun Kayacı: Teklifi Doğa Bey programda olacağı için kabul ettim. Kendisi formatın da sahibi.
      Doğa Sülen: Bu projeyi 2004 yılında hazırladım. Rutin işler arasında kaynayıp gitmesin istedim. Hiç kimsenin bilmediği bazı bilgileri ortaya çıkararak bilgiyi güncelleme olayı hoşuma gidiyor.

      Soru seçimine siz de katılıyor musunuz?
      Sülen: Yüzde 50’sinden fazlasını ben yazıyorum. Konu başlıkları altında kaynakları tarıyorum. Sorular bir bankada toplanıyor. Yarışma günü, getireceğimiz soruları özenle bu bankadan seçiyoruz.

      Niçin zor soruları Doğa Sülen, kolayları Aysun Kayacı soruyor?
      Sülen: Format zaten bu şekilde tasarlanmıştı. Bayan sunucu melekleri temsil ediyor ve yarışmacıya yardım ediyor. Aysun, “yazı” tarafında. Bir de kötü taraftaki sunucu var. Yani, “tura” atılınca zor sorular soran, kaybetmeyi temsil eden sunucu. O da benim. Zaten benim daha önceden de ekranda bu konuda bir “kötü şöhretim” vardı.
      Kayacı: “Şans meleği” olmayı ben istedim. İnsanlara yardım etmeyi seviyorum. Karşıdaki cevabı bilmese bile, doğru bir düşünme metodundan gidiyorsa yardım ediyorum.

AYSUN KAYACI
Kendimi kusursuz göstermeye çalışıyorum
      “Haydi gel bizimle ol” programında başlangıçta sizi “süs” olarak görüyorlardı. Bu imajın artık değiştiğini düşünüyor musunuz?
      Tabii ki işin başında bana böyle bir “rol” biçilmiş, “Sadece ekranın önünde dursun, bacaklarını görelim, fazla konuşmasın” demiş olabilirler. Hoş yine de fazla konuşmak taraftarı değilim. Muhabbetin çok ciddileştiği yerde espri yapmayı ya da çok sulandığı yerde başka bir yere çekmeyi tercih ediyorum. Voleybolda pasör vardır ya, ben de pasör gibiyim. Tarih öğrencisi olmamın etkisiyle, emin olduğum şeyleri konuşuyorum.

      Kariyerinize mankenlikle başlayıp, dizi ve sinema oyunculuğu yaptınız. Şimdi de sunuculuk yapıyorsunuz. Hangisi sizi ifade ediyor?
      Ben kendimi “komedi”ye yakıştırıyorum. Komediye çok yakın bir iç enerjim var. Bunu hem beni izleyenler, hem de büyük üstatlar söylüyor.

      Kendinizi bu konuda geliştirmek için neler yapıyorsunuz?
      Komedi işini çok iyi bilen ustalardan bana koçluk yapmalarını istiyorum. “Her projenin üstesinden gelirim” gibi bir iddiam da yok. Bana yakın karakterlere yöneliyorum. Bu işi başarılı olmak için yapıyorum. Başarılı olamazsam hasta olurum.

      Size olan tüm ilginin bir anda kesildiğini varsayalım, ne yapardınız?
      Göbek atardım. Çünkü çok bunaldım. Kaçmak istediğim çok oluyor. Ama imzaladığım anlaşmalarım var. Para kazanmak durumundayım. Çünkü faturaları ben ödüyorum.

      50 yaşınıza geldiğinizde, kendinizi aşk, iş ve kariyer anlamında nerede görüyorsunuz?
      Elbette planlarım var. Yoksa Allah’ın her günü okula gitmezdim. Hayatımın nereye gideceğini de az çok hissedebiliyorum. Ama 50 yaşında hiç estetik yaptırmamış olmayı tercih ederim. Umarım gerdirmek durumunda kalmam (gülüyor).

      Başucu kitabınız hangisi?
      İlber Hoca’nın (Ortay) ve Halil İnalcık’ın tarih kitapları duruyor başucumda… Her an birileri tarafından sınanma korkusu var içimde… Karşıma geçip de “İstanbul’un fethinin tarihini söyle bakalım” diye şeyler soruyorlar. Son okuduğum kitap da Füruzan’ın “Parasız Yatılı” öyküsü.

      En çok ne sizi sinirlendirir?
      Yalan dolan ve hakkımdaki iftiralar. Çünkü o zaman kendimi sömürülüyor gibi hissediyorum. Ama elim kolum da bağlı. Bunu son bir senede çok yaşadım.

“Hayatımı fiziğime borçluyum ama mükemmel olmak yorar insanı” demişsiniz.       Gerçekten de bu kadar kusursuz musunuz?
      Kendimi kusursuz bulmuyorum, öyle göstermeye çalışıyorum. Çünkü starlık müessesinde ne kadar iyi ve sağlıklı görünürseniz, o kadar çok iş yapar, o kadar da sevilirsiniz. Türkiye her nedense, sulu gözlü, sümüklü ve ağlayan starları çok seviyor, ama 5 sene sonra da unutuyor. Ağlayan biri olmamaya çalışıyorum. Zaten öyle star olmaz. Hollywood’dakiler doğum kiloları ile bile görünmemek için dışarı çıkmıyorlar.

      Güzelliğinize ne derece takıntılısınız?
      İşim derecesinde takıntılıyım. Evde, okulda, arkadaşlarım içerisinde saçımı at kuyruğu yapar çıkarım.

DOĞA SÜLEN
Kaybetme korkusunu temsil ediyorum
      BBG evinde sunuculuk yaparken kadın hayranlarınız ceketinizden çekiştiriyordu. Hâlâ genç kızlardan aynı ilgiyi görüyor musunuz?
      O popüleriteyi kazanma adına ekranda olmadığım için, işin o kısmına çok fazla dikkat etmiyorum. Ama dışarıdaki ilgi hiçbir zaman değişmedi. Çünkü ben ekrana “sıra dışı” karakter olarak çıktım. İnsanların aklında çok kalıcı oldum. Biz ilk eğlence programımızı hayata geçirirken 7-8 yaşında olanlar, bugün üniversiteye gidiyorlar. Bir nesil bizimle büyüdü.

      İnsanların biraz da çekindiği tarafınız hep oldu. Bir kadın yarışmacı kendisini gözünün içine bakarak korkuttuğunuzu söyledi…
      Ben kimseyi korkutmak için yapmıyorum bu işi. Ya da yaptığımın korkutucu olduğunu düşünmüyorum. Sadece bir insan kendinden emin değilken gözünün içine içine bakarsanız, onun kendi içerisinde çelişkiye düşmesine neden olursunuz. Kaldı ki burada 500 altın kaybedecek. Çok ciddi bir rakam var ortada… Burada biz 1000 altın veriyoruz. Soruyu bilemeyince de yarısını kaybediyor. Yarışmacıyı “kaybetme korkusu” korkutuyor, ben değil. Ben sadece “kaybetme korkusunu” temsil ediyorum. Benim sorularım da hep zor sorular. .

      Ekranda neden gülmüyorsunuz, reytingler düşer diye mi?
      Hiç öyle takıntılarım yok. Ama bu programda gülüyorum, çünkü programın keyfini sürüyorum. Sevgili Aysun’la çalışıyor olmak da çok büyük bir şans. Herkes “10 senedir beraber çalışıyor gibi bir ortaklığınız var” diyor. Hakikaten de öyle…

Biz sorduk onlar cevapladı
Aysun Kayacı ve Doğa Sülen Yazı-Tura ile karşınızda       Atatürk’ün çok sevdiği köpeğin adı nedir?
      Kayacı: “Foks” köpeği. (İkisi de aynı anda söylediler).
      Sülen: Biz çalışmıştık bu soruyu.

      Van dışında, hangi ilimizin Van Gölü’ne kıyısı vardır?
      a) Ağrı b) Elazığ c) Siirt d) Bitlisis
      Kayacı: Bilmiyorum bu soruyu.

      Bir şıkkı söylemelisiniz…
      Kayacı: Niye, altın mı veriyorsunuz?
      Sülen: Ben hiçbir zaman yarışmacı tarafında olmadım.

      Bir kere de bizim için karşı tarafa geçseniz…
      Sülen: Bana daha önce popüler insanların katıldığı yarışma programlarından da benzeri teklifler geldi. Benim duruşum nettir.

      Su topunda bir takım maça kaç kişi çıkar?
      a) 5 b) 7 c) 9 d)-11
      Kayacı: A şıkkı, 5 tabii ki…

      Bu soruyu bilmeniz gerekirdi. Cevap 7 olacaktı. Erkek arkadaşınız su topu oynamıştı sanırım.
      Kayacı: Aaa, daha geçen gün anlattı erkek arkadaşım… Doğru, ‘çakıl’ ve ‘kaleci’yi saymamışım. Onlarla birlikte 7 oluyordu… Unuttum onları… Erkek arkadaşım askerde su topu oynamıştı. Ama askerdeki maçlara çağrılmadım. Bilememem gayet normal.

Tags: , , , , , , , ,

Pts

17

Telefon Modası 2009

17 Kas 2008, 09:54 | RuzgarGulu | henüz yorum yok

Kıyafet markaları telefon piyasasına geç girdi. Ama teknolojik estetik tam da bu yıllarda güzelleşmeye başladı. Artık Levis’ın Giogio Armani’nin Prada’nın telefonları var.

Dokunmatiklerin zaferini yaşayarak seyrettiğimiz şu günlerde mobil telefon vagonuna binen moda dünyası bir de bu katogoride rekabet içinde varoluşunu sürdürüyor.

Büyük telefon markaları moda tasarımcılarının bazılarının ismiyle anılan telefonlar yapıyorlar bazıları ise dış tasarımını sadece modacılara tasarlatıyor. Kimisi limitli olarak piyasaya sürülüyor kimisi Iphone’a rakip olabilmek için bir isimle birleşip dokunmatik piyasasından pay kapıyor.
İşte moda dünyasının bizi giydiremediği yerde konuşturduğu moda telefonlar:



Samsung SPH A680 Diane Von Furstenberg Prada Lg Anna Sui Samsung E315

Escada Siemens SL65 Nokia Versace 7270 Lg U880 Cavalli

Samsung Armani Motorola V600 Vivienne Westwood Levi’s

Meşhur saat markası Tag Heuer ise saat şeklinde paslanmaz çelik bir mobil telefon üretme hazırlığı içinde.

Tags: , ,


« Önceki Yazılar   |   Sonraki Yazılar »

Eklenen Son Yazılar

Bağlantılar